Güllüdere ve Kızılçukur Vadisi Yürüyüşleri-27 Nisan 2008

27 nisan pazar günkü patika yürüyüşümüzü Göreme-Ortahisar arasındaki Kızılçukur vadisine yapıyoruz.Yusuf,Süleyman, Uğur beyler ve benle birlikte bu kez ekibimize bir fotoğraf tutkunu olan Saim hoca da katılıyor.Yusuf hocamın taksisiyle önce marketten alışverişimizi yapıyor,sonra da Çavuşin köyüne gidiyoruz.Eski Çavuşin’in olduğu yerde,caminin yanına arabamızı uygun yere park edip vadilerin olduğu toprak yola giriyoruz.Girdiğimiz yolda pek çok vadi yolu ayrılıyor Güllüdere 1,Güllüdere 2, Kızılçukur ve Meskendir vadileri aynı yoldan başlıyor.

Yolculuğumuza başlamadan evvel volkanların bundan milyonlarca yıl önce patlamasıyla, birbirinden farklı sertliklerde tüflerden meydana gelen kayaların rüzgar ve yağmur aracılığı ile aşınmasının sonucunda biçim alan bu doğa güzellikleri hakkında biraz malûmat verelim..

Bundan 40-20 milyon yıl öncesinden başlarsak Kapadokya bölgesinde deniz suyundan oluşan bir göl mevcuttu. Bölgede bulunan Erciyes (3400) ve Hasan (2900) dağlarının birbirinden farklı zamanlarda ve farklı yoğunluklarda patlaması sonucu ile bölgede bulunan gölü sıcaklığının etkisi ile kurutarak gölün bulunduğu alanda lavlara yer açmıştır. Daha sonra yağmurların ve rüzgarların aşındırması ile bölgede bulunan yumuşak tabakanın aşınmasına neden olmuştur. Aşınan yumuşak tabakaların yerini ise şu an “Vadi” olarak adlandırdığımız derin çukurlar almıştır. Zaman içerisinde insan gücününde etkisi ile mimari özellik taşıyan kayadan oyma evler, kiliseler ve manastırlar inşa edilmiştir. Volkanik kayaların çok sert olmaması sebebii ile tercih edilmektedir. İnsanların yerleşmek için yaptıkları mekanlar bütünleşerek, şu an hiç bir yerde rastlayamayacağımız doğal bir güzellik sunmaktadır.

Yüksek yerlerden inen yağmur suları yatay kayaları değişik bir şekilde biçimlendirmişdir. Söz konusu biçimler birbirinden farklı güzellik sergilemektedir. Bu doğa güzelliklerine verilebilecek en güzel örnek ise Kızılçukur ve Güllüdere vadileridir.

Kızılçukur ve Güllüdere Vadilerinde şu an çok sayıda kilise, manastır ve barınma yerleri mevcuttur. Bunun birçok sebebi vardır. Bunlardan en önemlisi volkanik kayalıkların içerisinde barınmak, bölgede yaşamış olan insanlar için en önemlisi idi. Bunun yanı sıra bu barınaklar volkanik oluşumlar sayesinde hem sıcağı hem soğuğu muhafaza etmektediler, yani yazın içerisi serin, kışın ise ılık olmaktadır. Hem barınmak hem de yetiştirilen bitkilerin muhafaza edilebilmesi için çok elverişlidir.

Vadi içerisinede şu an artık kullanılmayan çok sayıda güvercinlik bulunmaktadır. Üzüm bahçeleri ve kayısılıklar vardır. Birbirinden farklı dönemlerde inşa edilmiş kilise ve manastırları da görmek mümkündür.

Biz Güllüdere vadisinin 2. koluna sapıyor ve yeşillikler arasında yürüyüşümüze başlıyoruz.Burası inzivaya çekilen keşişlerin yeriymiş. Kayalarda keşişlerin inziva hücrelerini görüyoruz.Önce karşımıza Üç Haçlı Kilise çıkıyor.Kilisede çok belirgin üç tane haç bulunduğundan kilise bu ismi almış.7 yy. ait olan kilisenin freskleri 10 yy. da yapılmış.Buradan biraz daha ilerledikten sonra Ayvalı Kiliseye varıyoruz. Burada, yani kilisenin hemen yanında bu bölgede sıkca rasladığımız kaya içine oyulmuş buraya gelen ziyaretçilere hitab eden bir büfe var.Büfe sahibinin ismi Ahmet.Burada soluklanıyor ve bir bardak çay içip muhabbet ettikten sonra kiliseye bir göz atıyoruz.Bundan sonra Güllüdere Vadisinden çıkıyor ve ve çok ilginç şekillerin olduğu Boztepenin eteklerindeki yürüyüş patikasından yolumuza devam ediyoruz.Burası tabiki vadinin içi gibi yeşil,serin değil ve kuş cıvıltıları yok.Daha çorak ve kurak.ama burası bana Amerika’daki Grand Kanyonu hatırlatıyor.Saim ve Süleyman hocam buralarda bol bol fotoğraf çekiyorlar.Biraz daha ilerledikten sonra Boztepe’nin gölgelik bir yerinde mola veriyor ve ateşimizi yakarak öğle yemeğimizi hazırlıyoruz.Yemeğimizi yedikten sonra yine Boztepe’nin eteklerindeki yürüyüş parkurundan devam ediyoruz.Patikanın sonunda herkesin para verip güneşin batışını seyrettiği Kızılçukur vadisinin başına geliyoruz.Burada da gelen ziyaretçilere yönelik açılmış standlarda soluklanıp oturuyoruz.Buradan Kızılçukur Vadisine iniyoruz.Yürüyüş daha çok vadi içinde sürüyor. Vadide kayalara oyularak yapılmış ve terk edilmiş kiliseler görüyoruz. Zaman zaman dehlizlere giriyor ve üzüm bağlarının arasından geçiyoruz.Kızılçukur vadisinde 9. yy.a tarihlenen Üzümlü kiliseyle karşılaşıyorsunuz.Burada vadi içinde kayalara oyulmuş bir büfe ve yanında dinlenme bahçesi var.sahibinin ismi Reşad.reşad abi hem bahçesine bakıyor hem de burada satış yapıyor. Gelen geçen burada çay, meşrubat vs. içebiliyor.İsterseniz size çömlekte ak pakla yani kuru fasülye bile yapıyor. Kıvrım kıvrım doğa formasyonları arasından yürüyerek geldiğimiz toprak yola giriyor ve Çavuşin köyüne dönüyoruz.Bir tepede bulunan,eski yapıların bulunduğu Eski Çavuşin köyü ve kalesini gezip köyün kahvehanesinde yorgunluk çayımızı içerek arabamızla Nevşehir’e geri dönüyoruz.

Nevşehir kategorisinde yayınlandı. » yorum bırak;

Bağlıdere

Dostlarım! Uzun zamandır vakit ayırıp ta gezilerimi yazamadım. Zannetmeyin ki gezmiyoruz. Kış olmasına rağmen yazın kadar olmasa da Nevşehir çevresindeki gezilerimiz devam etti.Bu hafta sonu, yani 15 Mart 2009 pazar günü daha öncede bir kaç defa gittiğim Aşk Vadisi adıyla bilinen Bağlıdere Vadisine gittik.Celal hocam öğlenleyin evime geldi.Hava günlük güneşlik. Göreme’nin Saat 13 arabasına yetişmek üzere yola çıkıyoruz. Birden hava bozuyor ve kar çiselemeye başlıyor. Niyetlendik ya, yolumuza kara rağmen devam ediyoruz. Göreme arabasına binip Uçhisar çıkışındaki Bağlıdere Vadisi girişinde iniyoruz. Bizimle beraber kalabalık bir gurupta vadiyi gezmek üzere iniyor. Celal hocama “ tek macera arayan biz değiliz bak bir gurup daha bizimle gelmiş kara rağmen “ diyorum. Kar şiddetini artırırken aşağıya doğru iniyoruz.Celal ‘e “bu vadi bana Amerika’daki Arizona eyaletini ve Grand Kanyonu anımsattığını” söylüyorum. O da “ Arizona’da bir fotoğraf çekinelim o zaman” diyor. Bir kaç kare aldıktan sonra sarp inişlerden aşağıya iniyoruz.Kar yağmasına rağmen gezimizi sürdürüyoruz. Kar fotoğrafları çekerek gezimize devam ederken bir Japon turistle karşılaşıyoruz. Benim İngilizcem iyi olmadığından Celal bir iki muhabbet ediyor. Bir müddet gittikten sonra hava açıyor ve güneş çıkıyor. Bizde bu fırsatı değerlendirip bol bol fotoğraf çekiyoruz. Bir müddet sonra kar tekrar bastırıyor. Kara rağmen vadiyi gezen tek biz değiliz.Bir turist rehberiyle karşılaşıyoruz. O da haftaya tura katılanlara bu vadide rehberlik yapacağından keşif yaptığını söylüyor. Bu sırada Celal karşıdan hızla giden bir tilkiyi gösteriyor. Dik kırgıbayırların üzerinde o kadar hızlı gidiyor ki objektifimi doğrultmama rağmen tilkiyi çekemiyorum. Bir müddet daha ilerledikten sonra asıl ilginç peribacası şekillerinin bulunduğu yere geliyoruz. Buralarda koni şeklinde ilginç peribacaları var. Burası aynı zamanda vadini sonuna yaklaştığımızın da habercisi. Bir taraftan da eriyen karlarla birlikte yürüyüş patikamızdaki sulardan dolayı her ikimizin de ayaklarına su geçiyor.Bundan dolayı daha hızlı davranıp Çavuşin köyü yakınlarında Avanos-Göreme yoluna çıkıyoruz.Gezimizin en renkli tarafı da asfalta çıkıp Göreme’ye gitmek için bindiğimiz traktör oluyor. Traktörün römork kısmına binip Göreme’de iniyoruz. İkindi namazımızı eda edip çay içmek için her zaman gittiğimiz kahvehane yerine bu sefer turistlere hitap eden dere kenarında otantik bir yerde yorgunluk çaylarımızı yudumluyoruz. Çaylarımızı içtikten sonra da Göreme’den 17 arabasına binip Nevşehir’e dönüyoruz.

Dostlar! İnşallah başka bir gezi yazısında daha görüşmek ümidiyle mutlu kalın!

İbrahim Halilullah IŞIK- 17.03.2009-Salı- NEVŞEHİR

Nevşehir kategorisinde yayınlandı. » yorum bırak;
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.