Bu yaz tatilimizi eşimle birlikte “Kuzeyin Akdeniz Kenti” diye tabir edilen Sinop’ta geçirmeye karar veriyoruz.18 Temmuz 2009 Cumartesi günü Hacıhamza üzerinden Kargı yoluna, oradan Sinop’un ilçesi Saraydüzü’ne geçiyoruz.
SARAYDÜZÜ
Kargı-Saraydüzü arasında yol çok dar,bozuk,rampalı ve oldukça da virajlı.10 bin civarında nüfusu olan Saraydüzü’nden sonra yol çok iyi geliyor bana.O, dar virajlı yollardan sonra burası otoban gibi geldi doğrusu: ) Saraydüzü’nden sonra Sinop’un Boyabat ilçesine varıyoruz.
BOYABAT
Boyabat 25 bin nüfuslu bir ilçe.İlçede iki sarp kayalıktan birisine kurulmuş olan Boyabat Kalesi’ni geziyoruz.İki sarp kaya arasından Boyabat çayı akıyor.Çayın kenarını piknik alanı, park yapmışlar.İçerisinde iki tane de yüzme havuzu var.Burada bir şeyler atıştırdıktan sonra yolumuza devam ediyoruz.
ERFELEK
Erfelek ilçesine dönüp Erfelek şelalelerine gitmek için rotamızda küçük bir değişiklik yapıyoruz.Erfelek’ten sonra yol yer yer soğuk asfalt ama biz çoğunlukla bozuk bir stablize yoldan gidiyoruz.Giderken Erfelek Barajı’nın yanından geçip Tatlıca takım Şelaleleri’ne ulaşıyoruz.Bu şelaleler 28 taneymiş.Biz ikisini görüyoruz.Çünkü patika bir yoldan yukarılara tırmanmanız gerekiyormuş.Vakit yeterli olmadığından tekrar Sinop yoluna koyuluyoruz.
SİNOP
Sinop, Türkiye’nin kuzey ucunda yarımadaya kurulmuş 35 bin nüfuslu bir ilimiz.Buranın nokul,mantı,etli ekmeği çok meşhur.Çünkü lokantalara baktığınızda bunlar hemen dikkatinizi çekiverir.Biz ilk olarak sahilde “Örnek Mantı-Kahvaltı Salonu”nda kahvaltı yapmak için nokul yiyoruz.Benim çok hoşuma gitti.Üzümlü-cevizli,kıymalı,haşhaşlı peynirli çeşitleri var.Başka bir günde mantı yiyoruz.Sinop mantısı yemek için en meşhur yer, “Teyze’nin Yeri” adında bir lokanta.Çok kalabalık olmasından belli zaten meşhur olduğu.Sinop’a gidip’te gezip görmeden gelmeyeceğiniz yerlerde çok fazla,Sinop Kalesi, Tarihi Sinop Cezaevi,Süleyman Pervane Medresesi,Alaaddin Camii, Seyit Bilal Türbesi,Arkeoloji Müzesi,Etnoğrafya Müzesi,Paşa Tabyaları’ nın yanında Akliman,dünyada sadece Norveç ve Sinop’ta bulunan Hamsilos fiyordu,Sarıkum Gölü ve Sahili’de Sinop’un doğal güzellikleri arasında.Sinop’un en güzel manzarası, halk arasında Ada denilen yerden gözüküyor.Genelde Sinop fotoğrafları buradan çekilmiş.Sinop’tan hediyelik eşya alacaksanız “kotra” denilen küçük minyatür teknelerden alabilirsiniz.Çok küçüklerinin fiyatı1,5 TL’den başlıyor.Çok pahalı ve gösterişli bir kotra almak isterseniz de 200-300 TL vermeniz gerekir.Biz “Akmanoğlu Kotra”dan 10 TL ye vitrinimizi süsleyecek güzel bir kotra alıyoruz.Ayhan Kotra,Ülgen Tekne de diğer hediyelik kotra,tekne satan dükkanlar arasında yer alıyor.
Sinop’ta bunun dışında yapabileceğiniz bir diğer faaliyette tekne turu yapmak.Tekneler kooperatif kurmuşlar.Standart fiyatları var.50 TL ye bir kişide olsa 10 kişi de olsa aynı fiyata biniyorsunuz.Biz bu işte biraz zorlandık.Çünkü kimisi ailece binip 50 TL yi veriyor.Kimisi de fiyatı beğenmeyip yanına arkadaş arıyor.Yani öyle dolmuş usulü binemiyorsunuz bu teknelere.Bize bu teknelere binmek 6 gün sonra nasip oldu.Her geçişimizde bakardık bu teknelere, acaba bizim gibi bekleyen olur mu diye en sonunda balık –ekmek yemek için sahildeki balıkçıya giderken birkaç kişinin beklediğini gördük.5 kişilik bir aile , 3 kişi ayrı bir aile, bir de eşimle 2 kişi de biz binince 10 kişiyi tamamladık.Yani kişi başı 5 TL ye tekne turu yapmış olduk. “Kuzey Yıldızı” ismini taşıyan teknemiz bizi Korucuk Koylarına kadar gezdirip aynı rotadan tekrar geri döndürdü. Tekne sahibi aynı zamanda müşterilerine çayda ikram ediyor.Tekne turu yaklaşık 1 saat kadar sürüyor.Tekne turundan sonra Sinop’ta sahilde mütevazi bir teknenin içinde balık ekmek satan “Yengeç’in Yeri” ne balık- ekmek yemeye gidiyoruz.Bu mevsimde Norveç uskumrusunu kızartıp ekmek arası satıyorlar.Yarım ekmek arası balığın fiyatı 3.5 TL.Karnımızı doyurduktan sonra Sinop’un seyrine doyum olmayan o meşhur manzarasının seyredildiği halk arasında “Ada” diye tabir edilen yerin eteklerine çıkıyoruz.Bu meşhur manzarayı seyretmek için “Seyit Bilal Camii ve Türbesi” ne kadar gelip oradan yukarı rampadan çıkmanız gerekiyor.O yolu takip ettiğinizde sizi oraya ulaştıracaktır.
Sinopluların en uğrak yeri sahilde bulunan “Aşıklar Yolu”diye de tabir edilen “Barış Manço Parkı”.Halk özellikle geceleri burada vakit geçiriyor. “Kervan Dondurma” nın kağıt helva arası dondurmalarından alıp sahil boyu geziyoruz.
Sarıkum
Sinop’tan sonra Amasra’ya kadar olan sahil boyunu gezmek niyetiyle yola koyuluyoruz.Sinop’tan çıktıktan biraz sonra yol ikiye ayrılıyor .Biri Boyabat’ta , diğeri de Ayancık’a ayrılıyor.Sahile gideceğimizden Ayancık yoluna sapıyoruz.Giderken denize çok yakın bir gölün olduğu “Sarıkum”a uğruyoruz.Sahilinin sarı kumlu olmasından ismini alan bu bölge plaj olarak kullanıldığı gibi mesire yeri olarak ta kullanılıyor.Buradan tekrar yola çıkıp Ayancık ilçesine varıyoruz.
AYANCIK
Ayancık ilçesi 11000 nüfuslu bir sahil kenti.Buradan İnatlı Mağarası ve Akgöl ü ziyaret etmek için Ayancık güneyine doğru yola çıkıyoruz.Türkeli yolundan güneye Yenikonak beldesi yolu üzerinden Boyabat yoluna çıkıyoruz.Buradan İnatlı köyü yoluna giriyoruz.Bu yol üzerinde İnatlı Orman Şefliği bulunuyor.Zaten asıl bizi büyüleyen mekanlar buradan sonra başlıyor.Dar, stablize bir orman yolundan ilerliyoruz.Bir tarafımızda insanı ferahlandıran su sesiyle dere,bir yanımız sarp dağlık bir alandakı sık ormanlıklar.Fotoğraf ve video çekerek yolumuza devam ediyoruz.Buralarda kendinizi amazon ormanlarında zannedebilirsiniz.Biraz sonra yukarı doğru tırmanmaya başlıyoruz.Yoldaki küçük levhalar bizi yönlendirmeye yetiyor.Nihayet İnatlı köyüne ulaşıyoruz.Mağaraya gitmek için biraz daha yolumuz var.Köyden mağaranın olduğu kayayı görebiliyoruz.Sarp ve büyük bir kayanın içinde olduğu hemen tahmin edilebiliyor.Kıvrıla kıvrıla yukarıya doğru çıkan yollara tırmanıp nihayet uzaktan görünen sarp ve ihtişamlı kayanın yanına varıyoruz.Park alanına arabamızı park ettikten sonra ormanlık bir merdivenli yoldan biraz daha tırmanıyoruz.Bize burası Trabzon’un Maçka ilçesi’ndeki Sümela Manastırı yolunu hatırlatıyor.Ve nihayet o mağaraya ulaşıyoruz.İnaltı Mağarası Ayancık Belediyesi tarafından işletiliyor.Mağaranın kesin uzunluğu bilinmiyor ama denizden yüksekliği 1070 m. İnatlı mağarasından sonra tekrar aynı yoldan ilerliyoruz.İnaltı köyünde namaz için mola veriyorum.Camisi yeni yapılıyor.Bir evde namaz kılıp kısa bir muhabbet ediyorum.Köyde sadece bir aile kalıyormuş.Onun dışındakilerin hepsi dışarıda,özellikle de İstanbul’da imişler.Yazın gelirlermiş bu köye tatil için.Buradan sonra o harika orman manzarasıyla yaklaşık 7 km ilerdeki Çangal Ormanları içerisinde bulunan Akgöl e varıyoruz.Akgöl, küçük bir göl.Göl çevresi piknik alanı olarak kullanılıyor.Burada da vakit geçirdikten sonra tekrar aynı yoldan inip Türkeli’ne varıyoruz.
TÜRKELİ
Gece 21 gibi Türkeli’ne varıyoruz.Deniz sahiline bakan Öğretmenevi’nde o gece konaklıyoruz.Türkeli’nin nüfusu 5200 ama halkın çoğunluğu yurtdışında ya da İstanbul gibi büyük şehirlerde yaşadığından yaz aylarının burada çok hareketli geçtiğini öğreniyorum.Düğün,sünnet davet işleri herkesin geldiği yaz aylarında yapılırmış.Ertesi sabah havanın fırtınalı ve zaman zaman yağışlı olduğunu gördüğümüzden Türkeli’nde fazla oyalanmadan diğer durağımız Kastamonu’nun 2500 nüfuslu küçük bir sahil ilçesi olan Çatalzeytin’e gidiyoruz.
ÇATALZEYTİN
Çatalzeytin,sahilde kurulmuş küçük bir ilçe.Gür ormanlık alan bir tarafta,deniz diğer tarafta.Gittiğimizde deniz çok dalgalı idi Çatalzeytin’de.Sahile gidip fotoğraf çekiniyoruz.Merkezinde turladıktan sonra Abana’ya doğru yol alıyoruz.Yol boyunca harika manzaralar var.Çatalzeytinden biraz sonra “Gibolu” köyünden geçiyoruz.Bu köyün özelliği sahilde bir kalesinin bulunması.Aynı zamanda plajıda var.Daha ileride “Sarıcılı” köyünün yol kenarında sırayla dizilmiş çeşmeleri var.Burada durup su molası veriyoruz.Harika bir doğası var.Buradan Abana’daki “Hacıveli Kanyonu” nu gezmek için Abana’ya doğru ilerliyoruz.
ABANA
Abana’daki gezilecek yerlerden en önemlisi “Hacıveli Kanyonu”.Abana’nın doğusunda bu kanyonun girişi Abana’ya sadece bir kaç kilometre uzaklıktaki Hacıveli köyünün girişindeki “Hacıveli Konağı” nın yanı.Hacıveli köyünün girişinde sol tarafta “Hacıveli Konağı” levhasını görüyor ve bu yola sapıyoruz.Ormanlık alan içerisine tamamen ahşaptan yapılmış konak şimdilik sadece restoran olarak hizmet veriyor.Seneye konaklama hizmeti de vermeyi düşünüyorlarmış.Bu konağın hemen yanından kanyona inebileceğiniz gibi köyün içerisinden de kanyona giriş yapabilirsiniz.Biz konağın yanından kanyona giriyoruz.Harika görüntüler eşliğinde bir miktar ilerledikten sonra yolların bozuk olmasından dolayı geri dönüyoruz.Tam kanyondan çıkacakken Abana’dan kanyonu gezmeye gelen bir gurupla karşılaşıyoruz.Geçen hafta büyük bir sel geldiğinden yürüyüş parkurlarının zarar gördüğünü ve asıl manzaranın ileride olduğunu söylüyorlar.Bizde onlara takılıyor ve kanyon içerisinde ilerlemeye devam ediyoruz.Gerçekten de ilerledikçe çok güzel manzaralarla karşılaşıyoruz.Kanyon gitgide daralıyor ve öyle yerlere geliyoruz ki kafamızı göğe kaldırdığımızda gökyüzünü göremiyor ve akşam oldu zannediyoruz.Tepemizde yosun tutmuş dev ağaçlar ,sarmaşıklar, kocaman olmuş dev otlar,ağaçlardan damlayan su taneleri içerisinde kendimi balta girmemiş ormanlarda hissediyorum.Yürüyüş parkurunun zorlaşmasından dolayı 1 -1,5 saat kadar ilerledikten sonra geri dönüyoruz.Kanyondan çıkıp hemen az ilerideki Abana’ya varıyoruz.Abana, 2900 nüfuslu geçtiğimiz diğer ilçeler gibi nüfusuna rağmen hareketli bir ilçe.Çünkü burası da yaz aylarında,buralı olup ta dışarıda kalanlar için tatil mekanı olarak seçiliyor.Çatalzeytin’de gördüğümüz ahşap evleri burada daha fazla görüyoruz.Sık ormanlık bir alanla denizin kavuştuğu bir alanda kurulmuş olan Abana’dan çıktıktan hemen sonra İlişli köyünde ikindi namazını eda edip İnebolu’ya doğru ilerliyoruz.Abana- İnebolu arasındaki Gemiciler köyünde sadece kadınlara ait bir plajın olduğu dikkatimizden kaçmıyor.
İNEBOLU
Akşam vakti İnebolu’ya varıyoruz. Arabamıza LPG aldığımız yerde konaklama yerlerini soruyorum. O da bize Turizm Otelcilik Lisesi’nin Uygulama Otelini tavsiye ediyor.İnebolu’ya girmeden şehrin doğusundaki bu otelde o gece konaklıyoruz.Denize nazır temiz odaları olan Uygulama Oteli’nde sabahları açık büfe kahvaltıda veriliyor.Kişi başı 20 TL ödüyorsunuz.Sakin ,sessiz bir yer .Sabah buradan ayrılıp İnebolu’ya varıyoruz.9700 nüfusu İnebolu,İstiklal Harbi’nde silah sevkiyatının yapıldığı bir yer olmasından dolayı da tarihi bir öneme sahip.Türk Ocağı müzesi gezilecek yerler arasında.Bunun dışında İnebolu çarşısında geziyoruz.Salı günü İnebolu’nun pazarı olduğundan şehir oldukça kalabalık.Tarihi İnebolu evleri görülmesi gereken değerler arasında.Bu evleri diğer Karadeniz evlerinden ayıran özelliği çatılarının yassı taşlarla kaplanması.Bu evlerden bulup bol bol fotoğraflıyoruz.”Geriş (Manastır) Tepesi” İnebolu ve çevresini seyredebileceğiniz hakim bir tepe.Buraya çıkıyor o eşsiz Karadeniz manzarasını seyrediyoruz.Aynı zamanda bu tepe bir ören yeri.Eski kalıntılar ve höyükler gözümüze çarpıyor.Benim dikkatimi çeken diğer bir husus çok sayıda kelebek türünü de barındırması.Bu tepeden İnebolu’yu ayaklarınızın altında seyrediyorsunuz.İnebolu’ya inip çarşı,pazar geziyoruz.Bundan sonraki hedefimiz sahilden iç kesimlere sapıp Pınarbaşı’ndaki kanyonları , şelale ve mağarayı gezmek.Bunun için İnebolu’nun içinden Kastamonu yoluna sapıyoruz.
KÜRE
995 rakımlı Çuhadoroğu Geçidi’ni geçtikten sonra Türkiye’nin ve Kastamonu’nun önemli kanyonlarından birisi olan Ersizlerdere Kanyonu’nun yanından ve Ersizlerdere köyünden ve arkasından da Batı Karadeniz Dağları’na ismini veren Küre’nin yanından geçiyoruz.Bu dağlarda aynı zamanda Etibank tarafından işletilen ve teleferikle İnebolu Limanı’na sevkedilen Bakır madeni yataklarını görüyoruz.Küre’de birde Osmanlı döneminden kalma Akşemseddin Camii var.Bu camiyi de uzaktan görüyoruz.
AĞLI
Küre’den sonra Ağlı ilçesi’ne yol ayrılıyor. 2200 nüfuslu düzlük bir alanda kurulmuş olan küçük bir ilçe olan Ağlı’ya giderken ormanların seyreldiğini fark ediyoruz.Bu ilçenin birkaç km. ilerisinde Ağlı Kalesi var.Tabelaları izleyerek bu kaleye çıkıyoruz ama kaleden çok bir höyük tepeye benziyor .Çünkü ne bir sur var ne de bir kalıntı. Ya da o kadar dolaşmamıza rağmen biz bulamıyoruz.Burada bir etkinlik için çadırların kurulduğunu görüyoruz.Etrafın manzarasını aldıktan sonra Azdavay yoluna giriyoruz.Biraz gittikten sonra Bereketli Köyü’nde yol ikiye ayrılıyor.Biri Şenpazar-Cide, diğer yol Azdavay-Pınarbaşı’na gidiyor.Aynı zamanda bizim hedefimizde olan Ilıca Şelalesi, Valla Kanyonu ve İlgarini Mağarası levhalarını görünce daha da heyecanlanıyoruz.Tabi ki bizim hedefimiz Pınarbaşı olduğundan Azdavay yoluna giriyoruz.
AZDAVAY
Kayıkçı köyünden geçtikten sonra 3000 nüfuslu Azdavay’a giriyoruz. Azdavay merkezindeki levhalara takılıp Azdavay Şelalesi’ne gitmeye karar veriyoruz.Aslında programımızda olmayan bu şelaleye gittiğimize de gideceğimize de pişman yiyoruz.
Azdavay Şelalesi Tabela Rezaleti Hayatımda gezi sırasında en sinir olduğum anlardan birisiydi bu zaman.Önce Daday yoluna gidiyoruz.dağların tepesine çıktıktan sonra buralarda şelale olmayacağı hissiyle aynı yoldan geri dönüyoruz.Köylülerin dediği Saray köyüne döneceksiniz sözüyle Saray köyü levhasını görünce bir an için tereddüt ediyorum.Acaba gitsek mi diye.Gelmişken gidelim deyip levha olmamasına rağmen köy yoluna giriyoruz.Emin olmak için insan gördükçe soruyorum.Onlarda ileride olduğunu söylüyorlar.Sorduğumuz köylülerden biri köprünün üzerinden geçeceğimizi söylüyor.Yollar ayrılıyor.Sormasam yanlış yola girerdik herhalde.Neyse burayı kurtarıyoruz ama bir yerlere ayrılan yolların yanından geçerken acaba bu yol mu? demeden geçemiyoruz.İnsan olsa da sorsak diyoruz ama kimsecikleri göremiyoruz.Tabela olmadığına göre düz gidiyoruz herhalde diyoruz.İlerlerken orman işçileriyle karşılaşıyoruz.Bu yolun orman yolu olduğunu, şelale yolunun aşağıda kaldığını söylediler.Küçük köprüyü geçince sağa döneceksiniz diyorlar neyse geri dönüyoruz köprüyü geçip sağdaki yollara bakıyoruz . Bir yol geliyor oraya giriyoruz .İyice ilerledikten sonra yaşlı bir teyzeyi görüp soruyoruz .Yolun yanlış yol olduğunu söyleyince çıldıracak gibi oluyorum.Daha aşağıda sağa dönen bir yol varmış oradan dönecekmişiz.Neyse sabredip o yola da girdik.İlginç ama o yola girdikten sonra aşağı inen yola tabela koymuşlardı.Peki diğer yol ayrımlarına neden konmamışta sadece buraya konmuştu.Görülmeye değer bir şelale mi diye sorarsanız herhalde yaşadığımız olumsuzlukların da etkisi vardır ama pekte görmeye değer bir şelale olmadığını söylemek isterim.Zaten şelalenin manzarasını görebileceğiniz bir konum yok.Çok küçük bir şelale.Suyu çok soğuk Buzdolabı suyu gibi.Tabela rezaleti yüzünden tam üç kere yanlış yola girdim ve bu olaydan dolayı Azdavay bende olumsuz bir intiba bıraktı.Bir yer turizme açılıyorsa en önemli unsurlardan birinin de tabela olduğunu yaşayarak öğrenmiş oluyoruz.Şehir merkezine konan cafcaflı tabelaların arkası gelmeyince Çatak Kanyonu ve Medil Mağarası’nı sormadan direk basıp Pınarbaşı’na gidiyoruz.
PINARBAŞI
Gezimizin en can alıcı yerlerinden birinin Pınarbaşı olacağını tahmin ediyordum. Tahmin ettiğim gibi de oldu. Batı Karadeniz gezisi sırasında beni en çok etkileyen yerler Pınarbaşı ilçe sınırları içerisindeki Horma Kanyonu, Valla Kanyonu ve Ilıca Şelalesi oldu. Akşam üstü Pınarbaşı’na geliyoruz.2100 nüfuslu Pınarbaşı daha önce Azdavay’a bağlı iken sonradan ilçe olmuş. Pınarbaşı’nda ilk başta Abana’daki Hacıveli Konağı gibi tamamen ahşaptan yapılmış benzer bir konak olan Paşa Konağı’nda kalmak niyetinde idik ama sonradan önce öğretmenevine bakalım deyip Pınarbaşı Öğretmenevi’ne gittik ve gece orada konakladık. Sabah kahvaltımızı yapıp hemen kaymakamlığa gittim. Burada gezilecek Horma kanyonu, Ilıca Şelalesi, Valla Kanyonu’nun dışında dünyanın 4. büyük mağarası Ilgarını Mağarası var. Bunlar hakkında az-buçuk bilgi sahibiydim. Her iki kanyonda da yürüyüşün zor ve tehlikeli olduğunu söylemişlerdi. İnternetten de bayağı yazı vardı. Hatta şunu söylemeliyim beni Pınarbaşı’na sevk eden geçen sene bu aylarda (Temmuz) televizyona haber olarak düşen Horma Kanyonu’nda İstanbul’dan 6 işadamının kaybolması haberi idi. O zaman bile araştırmıştım nasıl bir kanyonmuş diye. Neyse Kanyonlarda yürümek için ekipmanlı olmak gerektiğini biliyorum. Onun için niyetimi sadece kanyonların giriş bölümlerinde gezinmek. Mağara içinde aynı şey söz konusu. Rehbersiz ve donanımsız gidilemeyeceği söyleniyordu. Bu bilgileri teyit etmek ve gideceğimiz yerler hakkında bilgi sahibi olmak maksadıyla kaymakamlık yazı işleri müdürlüğünden bir broşür alıyor ve gideceğimiz yerler hakkında malumat alıyorum. Bu bilgiler neticesinde Ilgarını Mağarası’nı istemeyerekte olsa elemek zorunda kalıyoruz. Mağaraya gitmek için sabah erkenden çıkmak gerekiyormuş.1 günün tamamını mağaraya ayırmak gerekiyormuş. Çünkü mağaraya gitmek için 2 saat kadar ormandan yürümek gerekiyor. Dönüşte 2 saat. Yani toplam 4 saat kadar mağaraya geliş- gidiş için ayırmanız gerekiyor. Mağaraya gitmek için kesinlikle bir rehber alınması gerekiyormuş. Mağaranın olduğu köyden de rehberlik için gelen olabilirmiş ama işi garantiye almak için mutlaka kılavuzsuz gidilmemesi gerektiğini söylüyorlar. Çünkü giderken gelirken ormanda ve mağaraya girdikten sonra mağarada kaybolma tehlikesi varmış. Söylene göre rehber ücreti 100 TL. imiş. Mağaranın içinde çok eski dönemlerden kalma iskelet kalıntıları, yerleşim yerleri olduğunu söylediler. Işıklandırma sistemi olmadığı ve diğer mağaralar gibi soğuk olduğu için kafa feneri, el feneri kazak gibi benzer donanımları almak gerekiyormuş. Kısacası burası profesyoneller için bir mağara.
Horma Kanyonu ve Ilıca Şelalesi: Bundan sonra bizim planımız sırasıyla Horma Kanyonu, Ilıca Şelalesi ve Valla Kanyonuna gitmek oluyor. Kaymakamlıktan çıktıktan sonra Ilıca Şelalesi yoluna giriyoruz. Zaten bahsettiğimiz yerler, mağarada dahil olmak üzere aynı yoldan gidiliyor.Biraz gidilince Valla Kanyonu ve Ilgarını Mağarası’na yol ayrılıyor.Bizim ilk durağımız Horma Kanyonu ve Ilıca Şelalesi olduğunda direk devam ediyoruz.Ilıca köyüne gelince şelale tabelaları yönlendiriyor.Köyün girişinde Park Ilıca Turizm tesislerinin bungalov tarzında yapılmış evleri ve restoranı karşılıyor. Park Ilıca’ya geldiğimizde de soruyoruz şelalenin yerini. Burada da konaklama imkânı bulunuyor. Kişi başı 35 TL olduğunu söylediler.
Bu yörenin evleri sahilde gördüklerimiz gibi tamamen ahşap değil. Takoz tuğladan kireçli harçla tutturulmuş, aralarda ahşap kullanılmış. Şelale yoluna geldiğinizde “Şelale Gözleme” adında doğal ortamda çayınızı kahvenizi içebileceğiniz, yörenin ilginç yemeklerini yiyebileceğiniz bir tesis karşılıyor. Tesis sahibi Mustafa Bey bizi çok sıcak karşılıyor. Şelale ve kanyonu soruyoruz. İkisi de aynı yerde üst taraf Horma Kanyonun sonu alt tarafta şelale akıyor diyor.15 dakikalık kadar bir patika orman yolundan gittiğinde kanyona ya da şelaleye ulaşabiliyorsunuz.Patika yoldan biraz gidince yol ikiye ayrılıyor.Aşağı doğru giden yol şelaleye, yukarıya doğru giden yol ise Horma Kanyonunun sonuna ulaşıyor.Biz ilk önce kanyonu görmek istediğimizden yukarı sapıyoruz.İnaltı ve Hacıveli’de gördüğüm yosunlu sık ormanlık bir alandan Horma Kanyonu’na varıyoruz.Devrekâni Çayı üzerindeki Horma kanyonu Türkiye’nin en zorlu kanyonları arasında yer alıyormuş.Bizim ekipmanımız olmadığından sadece kanyonun geldiğimiz son bölgesinde oyalanıyor ve fotoğraf çekiyoruz.Kireç gibi beyaz taşlara sahip kanyon içindeki taşlar.Su seslerini ve o harika manzarayı seyrettikçe seyredesi geliyor insanın.Biraz aşağıda Horma Kanyonu Devrekani Çayının derin bir kayalık bölgeden aşağı inmesiyle yani Ilıca Şelalesi ile son buluyor.Şelaleye gitmek için tekrar aynı yoldan dönüyoruz.Ilıca Şelalesini de gördükten sonra Şelalenin girişindeki Şelale gözlemeye gidip karnımızı doyuruyoruz.Ispıt Çiçeği Kavurması dikkatimi çekiyor.Ben ondan istiyorum.ayranla beraber çok hoşuma gidiyor.
Valla Kanyonu:Buradan sonra aynı yolda Valla Kanyonuna gidiyoruz.Kanyonu görünce insan etkileniyor.Dünyanın 4. derin kanyonu imiş. Burayı 1996 da bir gurup keşfetmiş ve buraya “Vahşi Cennet” demişler.Muratbaşı köyünün Valla Mahallesinin biraz ilerisinde olan kanyona ulaşmak için ormaniçi patika yoldan 15 kadar yürüyor ve kanyonun seyredildiği bölgeye ulaşıyorsunuz.Saç levhalardan, demir korkuluk ve merdivenlerden yapılmış gözlem yerinde insanın başı dönüyor.Kanlı Çay ile Devrekani Çayının birleştiği yerde başlayan ve Cide yakınlarında son bulan Valla Kanyonu yüksekliği, derinliği ve haşmetli duruşu ile insanı büyülüyor.Valla Kanyonunuda gezdikten sonra Pınarbaşı’ndaki gezimiz bitiyor.Aynı geldiğimiz yoldan Azdavay’a oradan Bereketli köyündeki Şenpazar, Cide yol ayrımına sapıp Şenpazar üzerinden Cide’ye gidiyoruz.
CİDE
Cide’ye gece 22.00 civarında varıyoruz.5600 nüfuslu sahil kenarındaki bu ilçede bir gece konaklıyoruz.Yine Turizm Otelcilik Uygulama Oteline gidiyoruz.Ama buradan memnun kalmamadan ayrılıyoruz.Cide’de Rıfat Ilgaz’ın evi var.Cide’den tarihi Gideros koyuna oradan Bartın il sınırlarına girip Kapısuyu köyü plajlarına bakıp Kurucaşile’ye oradan da Çakraz’dan geçip Amasra’ya ikindi vakti varıyoruz.
AMASRA
6700 nüfuslu Amasra’da Turizm Otelcilik uygulama oteli’ne yerleşiyor ve ardından şehri gezmeye başlıyoruz.Önce Müzeyi geziyoruz.Ardında sahile gidip tekne turu yapıyoruz.Kişi başı 4 TL’den yaklaşık 1 saat kadar Amasra çevresini ve Tavşan Adası çevresini gezdiriyor.Sonradan Amasra kalesini geziyoruz.Kale içerisindeki Fatih camii 1460’da Fatih Sultan Mehmed’in burayı fethinden sonra kilise iken camiye çevrilmiş.Fatih Sultan Mehmet burada kılıçla Cuma hutbesi okumuş ve bu adet hala günümüzde devam ediyormuş.Akşam ise Amasra’nın çarşısını geziyoruz.Hediyelik eşyalarını satıldığı uzun bir çarşısı var.Amasra’nın balığı ve Amasra Salatası meşhur olduğundan Şafak Lokantası’nda balık ve salata yiyoruz.Akşam otelde konaklayıp ertesi gün kahvaltımızı yaptıktan sonra kale içerisinde Ağlayan Ağaç diye bilinen mevkie gelip manzara seyrediyoruz.Burada tavşanların yaşadığı Tavşan Adası’nı dürbünlerle seyretme imkanına sahipsiniz.Amasra’dan sonra Fatih Sultan Mehmed’in Amasra’yı fethetmeden önce gördüğü ve lalasına “Çeşm-i Cihan bura mı ola lala?” (Dünyanın gözü) dediği Bakacak mevkiinde Amasra’nın manzarasını seyrediyor ve ardından az ilerdeki dünyanın tek yol anıtı olan, Roma döneminden kalma “Kuşkayası Yol Anıtı” nı geziyor ve ardında 48000 nüfuslu, 25 metre rakımlı Bartın iline varıyoruz.Bartın Çayı üzerindeki bir piknik alanını gezdikten sonra merkeze giriyoruz.Buranında eski evleri meşhur.
SAFRANBOLU
Buradan ayrılıp Karabük il sınırlarına giriyor ve 37100 nüfuslu Safranbolu’ya giriş yapıyoruz.Eski Safranbolu’yu gezip Safranbolu’ya 8 km. uzaklıktaki Mencilis (Bulak) mağarasını geziyoruz.Arkasından İncekaya Kanyonunu ve kanyon üzerindeki su kemerlerini gezdikten sonra tekrar Safranbolu ‘ya eski Safranbolu evlerinin olduğu eski merkezi gezmeye gidiyoruz.Eski merkezi gezdikten sonra akşam Safran alışveriş merkezini gezdikten sonra Karabük üzerinden Osmancık’a varıyoruz.