http://www.limango.com.tr/invite/iik_7
| Tatil süremizin kısalmaya başladığı şu son günlerimizde Osmancık çevresine gezilerimizi artırıyoruz.Hasan hocamın motosikletiyle bu kez Osmancık’ın kuzeybatı kesiminde bulunan bölgeyi gezmeye karar kılıyoruz Ayrıntı için tıklayınız>> |
| 24 Ağustos 2008 Pazar günkü gezimiz Osmancık’ın güneybatı tarafındaki köylerine oluyor.Yine Hasan hocamın motosikletiyle öğle vakti yola çıkıyoruz. Ayrıntı için tıklayınız>> |
![]() |
Osmancık’ta bu yaz tatiimin son çevre gezisini 28 Ağustos 2008 perşembe günü yapıyoruz.Zira 1 Eylül’de okullar açılacağından görev yerim olan Nevşehir’e gitmek durumundayım. Ayrıntı için tıklayınız>> |
Tatil süremizin kısalmaya başladığı şu son günlerimizde Osmancık çevresine gezilerimizi artırıyoruz.Hasan hocamın motosikletiyle bu kez Osmancık’ın kuzeybatı kesiminde bulunan bölgeyi gezmeye karar kılıyoruz.16 Ağustos 2008 Cumartesi günü öğleden sonra yola çıkıyoruz.15 km. kadar ilerledikten sonra yoldan kuzeye doğru dönüyoruz.Bu yol Çayır,Ağızsuyu ve Öbektaş köylerine gidiyor.Daha aşağıda olan Çayır köyü geçtikten sonra rampa çıkıyoruz ve Akören köyüne gidiyoruz.Çal dağlarının eteklerinde kurulu olan bu köyü geçiyor ve daha yukarılara çıkıyoruz.Çal Dağlarının tepesinde olan eski adıyla Zambal,yeni ismiyle Yaylabaşı köyüne ulaşıyoruz.Adı üstünde yayla olan bu köy halkının çoğunluğu ilginç ama inşaat işcisi imiş.Tarım ve hayvancılık az da olsa yapılıyor.Köye girmeden az önce kömür işletmesi var.Buradan sonra yine çok yüksekteki Öbektaş köyüne geliyoruz.Bundan sonra inişe geçiyoruz ve daha aşağıdaki Öbektaş’ın Germeç mahallesinden geçiyoruz. Aşağı düzlükte kurulmuş olan daha çok kerpiçten eski evlerin olduğu Ağızsuyu köyünden sonra Osmancık’a dönüyoruz.
İbrahim Halilullah IŞIK-16.08.2008-Cumartesi-Osmancık/ÇORUM

BOYABAT KALESİ
Bu yaz tatilimizi Batı Karadeniz’in incisi diye tabir edilen Sinop’ta geçirmeye karar veriyoruz.18 temmuz 2009 Cumartesi günü Hacıhamza üzerinden Kargı yoluna oradan Saraydüzü’ye geçiyoruz.Kargı-Saraydüzü arasında yol çok dar olduğu gibi çokta bozuk.10 bin civarında nüfusu olan Saraydüzü’nden sonra yol çok iyi geliyor bana.O, dar virajlı yollardan sonra burası otoban gibi geldi doğrusu: ) Saraydüzü’nden sonra Sinop’un Boyabat ilçesine varıyoruz.Boyabat 25 bin nüfuslu bir ilçe.İlçede iki sarp kayalıktan birisine kurulmuş olan Boyabat Kalesi’ni geziyoruz.İki sarp kaya arasından Boyabat çayı akıyor.Çayın kenarını piknik alanı, park yapmışlar.İçerisinde iki tane de yüzme havuzu var.Burada bir şeyler atıştırdıktan sonra yolumuza devam ediyoruz.

BOYABAT ÇAYI VE PARK

BOYABAT EVLERİ
Erfelek ilçesine dönüp Erfelek şelalelerine gitmek için rotamızıda küçük bir değişiklik yapıyoruz.Erfelek’ten sonra yer yer soğuk asfalt ama çoğunlukla bozuk bir stablize yoldan gidiyoruz.Giderken Erfelek Barajı’nın yanından geçip Tatlıca takım Şelaleleri’ne ulaşıyoruz.Bu şelaleler 28 taneymiş.Biz ikisini görüyoruz.Çünkü patika bir yoldan yukarılara tırmanmanız gerekiyormuş.Vakit yeterli olmadığından tekrar Sinop yoluna koyuluyoruz.

ERFELEK BARAJI

ERFELEK TATLICA TAKIM ŞELALELERİ
Sinop, Türkiye’nin kuzey ucunda yarımadaya kurulmuş 35 bin nüfuslu bir ilimiz.Buranın nokul,mantı,etli ekmeği çok meşhur.Çünkü lokantalara baktığınızda bunlar hemen dikkatinizi çekiverir.Biz ilk olarak sahilde Örnek Mantı-Kahvaltı salonunda kahvaltı yapmak için nokul yiyoruz.Benim çok hoşuma gitti.Üzümlü-cevizli,kıymalı,haşhaşlı peynirli çeşitleri var.Başka bir günde mantı yiyoruz.Sinop mantısı yemek için en meşhur yer, Teyze’nin Yeri adında bir lokanta.Çok kalabalık olmasından belli zaten meşhur olduğu.Sinop’a gidip’te gezip görmeden gelmeyeceğiniz yerlerde çok fazla,Sinop Kalesi, Tarihi Sinop Cezaevi,Süleyman Pervane Medresesi,Alaaddin Camii, Seyit Bilal Türbesi,Paşa Tabyaları’nın yanında Akliman,Dünyada sadece Norveç ve Sinop’ta bulunan Hamsilos fiyordu,Sarıkum Gölü ve Sahili’de Sinop’un doğal güzellikleri arasında.Sinop’un en güzel manzarası, halk arasında Ada denilen yerden gözüküyor.Genelde Sinop fotoğrafları buradan çekilmiş.Sinop’tan hediyelik eşya alacaksanız “kotra” denilen küçük minyatür teknelerden alabilirsiniz.Çok küçüklerinin fiyatı1,5 TL’den başlıyor.Çok pahalı ve gösterişli bir kotra almak istersenizde 200-300 TL vermeniz gerekir.Biz Akmanoğlu Kotra’dan 10 TL ye vitrinimizi süsleyecek güzel bir kotra alıyoruz.Ayhan Kotra,Ülgen Tekne de diğer hediyelik kotra,tekne satan dükkanlar arasında yer alıyor.
Osmancık’ta bu yaz tatiimin son çevre gezisini 28 Ağustos 2008 perşembe günü yapıyoruz.Zira 1 Eylül’de okullar açılacağından görev yerim olan Nevşehir’e gitmek durumundayım.Yine Hasan hocamın motosikletiyle bu kez daha uzun bir çevre gezisine karar kıldığımızdan saat 11 gibi yola çıkyoruz.Hedefimiz Osmancık’ın doğusundaki en yüksek noktalarından olan İnegöl Dağı.Yaklaşık 1900 metre yükseklikteki bu dağa çıkmak için rotamızı önceden ayarlıyoruz.Önce Çorum yolu üzerinden Osmancık’a 22 km uzaklıktaki Kargı köyüne varıyor,oradan 2 km az ilerideki İncesu köyüne varıyoruz.Sonra İncesu deresi kenarındaki Hayatönü’ne oradan çıkıp ormanlarla kaplı bir dağın eteğinde kurulmuş olan Kepçeli’nin yanından geçip orman yoluna giriyor ve çam havasını teneffüs ederek Fındık köyüne varıyoruz.İnegöl Dağına gitmek için Balpınar’dan geçip tekrar orman yoluna giriyoruz.Bu yolun aynı zamanda bizim Osmancık’ın meşhur yaylası Başpınar Yaylası’na gittiğini öğreniyoruz.Giderken yolumuzu şaşırdığımızdan İncesu köylülerinin durduğu Almalı yaylasına varıyoruz.Burada bizi Osman amca misafir ediyor.Anadolu insanının misafirperverliğini burada bir kez daha görüyoruz.Osman Amcanın hanımı bizde bir misafir gelse diye bekliyorduk diyerek bize bir sofra hazırlıyorki sofrayı donatıyor.Burada onların kömüşleri yani genel tabirle mandaları varmış.Mandanın yoğurdu iyi olur.Manda yoğurdu ve kaymağıda mevcut soframızda.Namazları kılıp,yemeğimizi yedikten sonra tekrar yolumuza devam ediyoruz.Çam ve gürgen ağaçlarıyla kaplı ormanda yol alarak sürekli yükseliyor ve uzunca bir mesafeden sonra İnegöl Dağı’na varıyoruz.Burada da Ardıç dağında olduğu gibi Osmancık Orman Şefliğinin bir orman gözetleme kulesi var.Hava bir hayli serin ve esiyor.Bulutların üstünde görüyoruz kendimizi.Belli bir mesafeden sonra soğuktan dolayı ağaç olmuyormuş.Bu kısımda zaten cıız otlardan başka bir şey yok.Ama aşağı taraf oldukça sık ormanlarla kaplı.İnerken geldiğimiz yolu kullanmayıp Çampınar üzerinden İstanbul yoluna çıkıyor ve akşama Osmancık’a varıyoruz.
24 Ağustos 2008 Pazar günkü gezimiz Osmancık’ın güneybatı tarafındaki köylerine oluyor.Yine Hasan hocamın motosikletiyle öğle vakti yola çıkıyoruz.Önce Karaçay köyüne gidiyoruz.Dağın eteğine kurulan köy çok göç verdiğinden nüfusu iyice azalmış.Daha sonra tekrar İstanbul yoluna çıkıyoruz.Bu kez yine güneye Tepeyolaltı köyü tarafına dönüyoruz.Bu yol boyu Ovacıksuyu adındaki bir dereyi takip ediyor.Derenin kendi adıyla anılan Ovacıksuyu Köyünün bir mahallesi olan Kabala’dan geçiyoruz. Kabala’da çok sayıda eski ahşap ve kerpiç ağırlıklı ev var.Buradan ormanlık alandan daha yukarılara doğru çıkıyoruz.Az sonra tekrar Ovacıksuyu deresi kenarına iniyoruz.İç kesimler olmasına rağmen su olduğundan burada da çeltik tarlalarına rastlıyoruz.Ben sadece Kızılırmak, Kavşak ve Devrez Çayı boyunda çeltik olduğunu biliyordum.Demek ki Ovacıksuyu deresi boyunca da çeltik ekiliyormuş.Ayrıca bu dere boyunca çokca mısır tarımıda yapılıyor.Biraz sonra yol ikiye ayrılıyor.Sekibağ köyü daha ilerde kalıyor.Biz dere üzerindeki köprüden Tepeyolaltı köyü yoluna sapıyoruz.Az sonra Çatak köyü yolu ayrımını görüyoruz.Fakat bu köye girmeden yolumuza devam ediyoruz.Bu yolda başka bir dereyi takip ediyor ve bu dere de Ovacıksuyu’na karışıyor.Yalnız kuraklıktan dolayı olsa gerek suyu şimdi akmıyor.Bir müddet daha gittikten sonra Tepeyolaltı köyüne varıyoruz.Köy ismi gibi ormanlık alandan oluşan tepelerin eteklerine kurulmuş.4 parçadan oluşan köyün 4 mahallesi var.İlk olarak Yörük daha sonra asıl köy merkezi olan Yeni mahalle,daha ileride Karşı mahalle ve çok ilerisinde de Batak mahallesinden oluşuyor.Bundan başka Eski köy olarak adlandırılan ve terkedilmiş vazitte olan bir parça daha var ama burada yıkık dökük evlerden başka bir şey yok.Köylülerin Dipsizgöl dedikleri mesire yerine gitmek için Eski köy dedikleri virane yerden sağa giden yola sapıyoruz.Diğer yol ise Karşı mahalle ve oradan da İskilip’e ulaşırmış.5 km. kadar gittikten sonra bol çamlık olan mesire yerine varıyoruz.Maalesef kuraklıktan dolayı buradaki su da kurumuş.Bundan dolayı daha önce köylülerden aldığımız suyla burada, getirmiş olduğumuz azıklarımızı atıştırıyor ve tekrar geri dönüyoruz.Yeni Mahalle dedikleri Tepeyolaltı’dan sağa giden yola Ardıç Dağı’na gitmek için sapıyoruz.Oldukça rampa ve bozuk olan yollardan gidiyoruz.Ama buna değiyor.Çünkü oldukça sık ormanlar arasından,çam kokulu ve ağaçların sıklığından dolayı güneş görmeyen yollardan gidiyoruz.Ardıç Dağı’nın zirvesine geldiğiğmizde buradaki orman gözetleme kulesine gidiyoruz.Çok güzel ve yüksekten aşağıları seyretme imkanı olan bu dağda oyalanıp manzarayı seyrediyoruz.Osmancık,Akkaya,İnal,Ardıç,Eski Ardıç,Deliler,Tepeyolaltı ve Sekibağ köylerini buradan net bir şekilde görebiliyoruz.Bu yüksek yer insanı oldukça ferahlatıyor ve güven duygusu veriyor.Bundan sonra artık rampa çıkma yerine rampadan aşağı iniyoruz.Yine ormalık yollardan geçiyoruz.Çeneler Mahallesi,terkedilmiş durumda olan Eski Ardıç’tan sonra İstanbul yolu kenarındaki Ardıç köyüne iniyoruz.Bundan sonra işimiz kolay.İstanbul yolu üzerinden 20 km. gittikten sonra Osmancık’a varıyoruz.
Zeytin Deresi veya Zeytun Deresi Köyleri Çorum’un Osmancık ilçesinin 30 km kadar kuzeyinde Çal Dağları ile Kunduz Dağları’nın kolları olan dağların arasında bir vadi boyunca uzanan ve Uluçay’ın halk arasında söylendiği şekliyle Zeytin Deresi’nin iki yanı boyunca kurulmuş köylerdir.Bu dere Kızılırmak’a dökülmektedir.Bu dereni haricinde Uluçay’ın Kızılırmak’a dökülen kısmının kuzeyinde de Kızılırmak vadisi boyunca uzanan köylerde Zeytin köyleri olarak adlandırılır.Zaten Zeytin köyleri ismini bu bölgedeki Aşağı ve Yukarı Zeytin köylerinden almaktadır.
Bu bölgeyi gezmek üzere 19 Ağustos 2007 Pazar günü arkadaşım Ufuk’un motosikletiyle sabah 10 civarında yola çıkıyoruz.Osmancık’tan Kamil yoluna sapıyoruz.Havdan ve Eymir mahallerini geçtikten sonra yolumuz rampalaşıyor ve aynı zamanda çam kokuları ile birlikte gelen çam ormanları arasından İnal Köyü’ne ulaşıyoruz.İnal’dan sonra yolumuz düzleşiyor.Bu düzlükte ilerledikten biraz sonra yolumuz çok şiddetli bir şekilde aşağıya doğru inmeye başlıyor. Karşımızda Kızılırmak vadisi buluyoruz.Ve az ilerisinde de hedefimiz olan Zeytin Deresi var.Kıvrıla kıvrıla bu vadiye inmek için uzun bir süre indikten sonra Kızılırmak vadisi düzlüğüne ulaşıyoruz. Burada yol çatallaşıyor.Levhalardan sağ taraf Kâmil’i, sol taraf ise Kargı ve Sinop’u gösteriyor. Buradan 8 km. kadar gittikten sonra Kâmil’e varıyoruz. Burası Zeytin Deresi’nin ilk ve en büyük köyü.Aynı zamanda bucak merkezi.Bundan dolayı da burada jandarma karakolu ve tarım kooparatifi bulunmaktadır. Kâmil’den sonra sonra Çaylı köyü ve Kuzhayat köyünden sonra Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında bir ara bu bölgenin bucak merkezliği yapmış olan Avlağı köyüne ulaşıyoruz. Burada Ufuk’un dedesinin bahçesi var. Orada bir miktar bekledikten sonra Hanefi,Alibey, Konaca, Kuz diğer adıyla Kireçlik ve Karalargüney köylerini geziyoruz.Dönüş rotamız başka yoldan oluyor. Hanefi köyünden yukarıya çıkan ve Pamukbeleni denen bir geçitten geçen yoldan Osmancık’a ulaşmak üzere yola çıkıyoruz.Buraların manzarası gerçekten görülmeye değer. Bütün vadi ayaklarımızın altında fotoğraf çekerek Pamukbelenine tırmanıyoruz. Buradan sonra yine çam kokuları arasında çam ormanlarını geçtikten sonra Sarıalan köyüne ulaşıyoruz.Köylülerle muhabbet ediyoruz.Bu köy Zeytin köylerinden gelen ailelerden daha sonra kurulmuş bir köy. Aşağısı da Dereboğazı denilen ve Kızılırmak’a dökülen bir dere.Manzara ürkütücü ve bir o kadar da muhteşem.Gerçekten buraların manzarası görülmeye değer.Yolumuz Dereboğazı dersi boyunca Osmancık’a kadar iniyor. Böylece bir gezimizi daha burada sona erdiriyoruz.